30 Ekim 2014 Perşembe

Mer ha ba!
Yazmayalı çok olmuş o yüzden hemen hızlı bir şekilde neler oldu özet geçelim! :)
Nihayet ekim ayı bitiyor. Tanrım ne lanetli bir aydı. Bir sorun biterken diğeri başladı. Koskoca 1 ayı surat asarak, dudak büzerek geçirdim diyebilirim. Bilirsiniz işte çeşitli olumsuzluklar. Ay sonu gelince sevindim be, ay bitince bu sorunlar da uçup gidecek sanki. E napayım burç yorumum kasım için iyi şeyler yazmış, yanılıyorsam şu gezegenlerin suçu.
İnsan böyle bir dönemin sonuna geldiğinde anlamsızca neşeli oluyor. 1 hafta önce duygusal şarkılar dinleyip ağladığında akan sümükten şikayet eden prenses, dönem sonuna doğru "a" deseler kahkaha atabilen, neşeli bir kıza dönüşüyor. O 2 haftalık ruh halleri arasındaki uçurumun nedeni de bizim her olayı fazla büyütmemiz. Kendi adıma konuşuyorum, 3 problem arka arkaya geldiğinde zorlanıp "eeeh başlarım amaa" diye isyan etmeye başlıyorum bile. ilk problemle son problemin alakası yok ve ben buna rağmen bunları birleştirip iki kat fazla üzülüyorum. (Hayır, manyak değilim.) Bu tamamiyle deli işi olduğundan siz kesinlikle bunu yapmıyorsunuz. Gülün ya. Gülün inanın bana dünyanın en muhteşem hissi bu, gülmek! ygs'den 179 puan alsan bile güleceksin demiyorum (şşş 12. sınıf etkileri) ama sürekli de ağla demiyorum. O kafana taktığının saçma sapan şeyleri şimdi şuan aklından siler misin? Yani silmezsen de sen bilirsin tabi. bir kenarda senin fazla büyüttüğün sorunların var, bir de kış var, mandalina var, neşeli şarkılar var.
Ay sonu çıkarımı: Karşımıza çıkan küçük problemleri büyütüp koskocaman sorun haline getirdiğimiz an, hayatı kaçırmaya başlıyoruz. Şu zamana kadar kaç tane keyifli an kaçırdık tahmin edebiliyor musunuz? Şimdi acele edelim ve bir köşede oturup surat asmak yerine, kalkıp hayatı yakalamaya çalışalım. E kenarından köşesinden bir şeyleri yakalarız herhalde öyle değil mi?
Üzülmeyin, büyütmeyin, gülümseyin. Çünkü umut var. Çünkü hala yılbaşında şömine başında oturarak Noel Baba'yı bekleyen çocuklar var, hala uyumadan önce oyuncakları üşümesin diye yanında yatıran, bulutların kendisini takip ettiğini sanan çocuklar var. Çocuklar varsa, umut da vardır. Çoktur.
Bu kadar yetsin o zaman.
Polar pijama-süt-sünger bob keyfi yapacağım daha. (her yaşa tavsiyedir en şekerli aktivite!)
Kasım ayı hepinizi gülümsetsin! :))
not: gezegenlerin beni kandırıp kandırmadığını ay sonu söyleyeceğim.


30 Ağustos 2014 Cumartesi

eleştiriden seçimlere *

İnsanlar bir şeyleri eleştirmeye nasıl da meraklılar değil mi? Size göre son derece mutluluk verici, güzel bir şey yapsanız bile mutlaka eleştirecek bir şeyler bulurlar. Kusur bulup pat pat eleştirdikleri şeyin sizi belki de çok mutlu ettiğini ve onların sözlerine bozulabileceğinizi düşünmezler bile. O zaman bencillerden konuşalım !
Eleştiri dediğimiz olay aslında iyi bir şeydir. İyi ve güzel olanın değerini ortaya koymak için olumlu veya olumsuz şekilde yapılabilir. Ancak eleştiriyle yargılamak arasındaki ince çizgiyi tutturamadığınız zaman eleştirmiş değil "patavatsızlık etmiş" oluyorsunuz. Ki genelde böyle oluyor insanlar hiç düşünmeden birini eleştiriyorum kılıfıyla yargılayıp susuyor. En azından insanların hayatıyla ilgili yaptığı seçimleri eleştirirken nazik olunmalı diye düşünüyorum ben.
İnsan hayatıyla ilgili bir karar verirken yeterince geriliyor, "acaba pişmanlık duyar mıyım" gibi çeşitli acabalarla karar vermeye çalışırken kafası karmakarışık bir hal alıyor. Ve sonra birileri gelip düşünmeden "o kararı verirsen senin şöyle bir insan olduğunu düşünürüm, o yolu seçersen seninle görüşmem" diye şartlandırıyor, eleştirdiğini doğruyu yaptığını sanıyor. E adamın kafası zaten karışık sen neden ayaklarına dolanıyorsun? Ama bugün gidip bunu yapan insanlara bunu okutsanız "ben sadece iyiliğini istedim"den başka yanıtları yoktur. İyilik istedin öyle mi? Nasıl istedin bunu? Zor durumdan olan kişiyi şartlandırıp sana göre yanlış olan şeyi yaparsa kötü bir insan olacağını söyleyerek mi? Düşünceli olan bünyesini ısırdığım, sen kimseyi düşünme. Öyle insanlar ki "iyiliğini istiyorum bu yüzden eleştiriyorum" ayağına sorunu kişisele dönüştürüyor.
İnsanlar hep eleştirecekler. Evet, lanet olsun hep konuşacaklar! Dünyanın en güzel işini dahi çıkartsanız eleştirecekler. Neyi seçerseniz seçin, ister doğruyu, ister yanlışı gene de eleştirecekler. O yüzden şimdi, şuan onlari düşünmeyi bırakın. Neyi seçmek istiyorsunuz? Neyi yaşamak istiyorsunuz? Siz* kendiniz* nasıl daha mutlu olacaksınız? Kararınızı verin ve mutlu olacağınız şeyi seçin. Başkalarının doğrusuyla kazanmak yerine bırakın bir kez de kendi doğru bildiğinizle kaybedin! Çünkü insanlar bencildir ve yargılama konusunda birbirleriyle yarışırlar. 

Konu biraz saptı mı? Eleştiriyle bencilliği birleştirmiş olalım o zaman bugün. Şimdi size bi tavsiye: Hayatınızın size ait olduğunu unutup sizi yargılayan makinalar yerine, yaptığınız her seçimde yanınızda olabilecek insanları yaşamınıza davet edin. Çünkü ayaktayken herkesi yanınızda görebilirsiniz ama önemli olan düştüğünüzde elinizden tutabilen dostlardır. 
iyi akşamlar efendim! :)


6 Ağustos 2014 Çarşamba

Ne Var, Ne Yok

Koskoca yaz tatilini devirdik, pazartesi dershane başlıyor. Bu sene lise son olduğumdan korkmuyor değilim. Neyse ağustos sıcağında sınav muhabbeti yapmayacağım.

ehehe dün çok komik ya da acıklı mı desem bilemiyorum bir olay geldi başımıza. Arkadaşım yaklaşık olarak 1 aydır bi çocukla konuşuyor ve çocuktan ciddi anlamda hoşlanıyordu. Çocuk da boş değil gibiydi . Ya da bize öyle geliyordu, biz kızları bilirsiniz herif  ":))" diye gülse 3 gün odamızda horon teperiz. Biz umutla ve heyecanla çocuğun arkadaşıma yürümesini beklerken çocuk dün gece 11-12 sularında kıza "kanka" dedi. Şimdi gülsem kıza ayıp olacak gülmesem kahkaham içimde patlayacak. (anırırcasına güldüm.) Neyse ki kız da güldü de kötü hissetmedim pek. Önümüzde iki seçenek vardı: ya çocuğa niyetimizi belli edip riske girecektik ya da hmf şey nasıl desem, kanka ayağına sömürü! :D   Hepinizin de yapacağı gibi ikinci seçeneği uyguladık tabiki. Bu durum beni çok güldürdü anlatmak istedim.  Zaten bu aralar her şeye gülüyorum. Hıh konu hazır buraya kadar gelmişken bir de şundan bahsedeyim:
Son zamanlarda ağlayamadığımı ya da kolay kolay üzülmediğimi fark ettim. Eskiden izlediğimde beni salya sümük ağlatacak olan filmleri müthiş bi soğuk kanlılıkla izliyorum. Vicdanım bahanesiyle yaptığım saflık derecesindeki iyilikleri artık yapmıyorum mantıkla yaklaşıyorum. Ya en önemlisi umursamıyorum! Ya dünyanın en güzelli hislerinden değil mi? "aman banane, şuan hiç kafamı yoramam" en sık kullandığım cümleler arasına girdi bile! Yaşşşşasıııın ! İşte şimdi güçlüyüm :')

Bir daha ne zaman yazarım bilemiyorum dershane başlıyor ve tek hayalime ulaşmanın yolu da dershaneden, okuldan, kitaplardan geçiyor. Anlayacağınız hedef büyük,günler yoğun, zaman kısa, sınav zor.
1 sene sonra burada yine hayallerime ulaşmış vaziyette "yaşasınlı" yazımı yayınlayabilmek dileğiyle kaçıyoruum. :*

14 Temmuz 2014 Pazartesi

kaybetmek üzerine...

Bundan 3-4 yıl önce, yani liseye başladığım zamanlarda hayattan tek şey istiyordum: Kazanmak. İyi ilişkiler, iyi puanlar, iyi bir üniversite gibi. Hakeden daima kazanır, özellikle de iyi olan taraf hep mutlu olur sanıyordum. E 14-15 yaşında bir kız çocuğuydum, okuduğum kitaplar hep mutlu sonla bitiyordu başka ne düşünebilirdim ki? Neyse ki öğrendim.
Şu 3 yıl içerisinde hayatıma güzel insanlar girdi. İçlerinden birkaç tanesinin yüreği o kadar güzeldi ki, "ben onları kazanmak için ne yaptım?" diye sorgulayıp teşekkür ederdim Allah'a. Birbirinden güzel dostluklar, bir sürü gülümseten anı kazandım. Birlik olmayı öğrendim, fedakarlık etmeyi, birileri için bazı şeylerden vazgeçmeyi öğrendim. Sonsuz güveni, koşulsuz sevmeyi öğrendim. En önemlisi de, bir insanı mutlu etmenin verdiği şekerli hissi tattım. Fakat artık sıram gelmişti, sınav verme zamanı benimdi. "Öğrendim" diye dolanıp duruyordum ama hayat acımasız, insanlara bir şeyleri bu kadar kolay öğretmiyor ki..
Hiç beklemediğim anda kaybettim. En büyük kazancımı kaybettim, en büyük sevincimi.. Hayat işte görüyorsunuz, önce size hediyeyi veriyor yüzünüzü güldürüyor. "Hıh tamam oldu! Aradığım buydu" diyorsunuz, onunla gülüyor, eğleniyor, ağlıyorsunuz. Alıştırıyor iyice. Peki sonra? Sonra onu öyle bi' zamanda alıyor ki elinizden, dur demeye vakit olmuyor. Arkasından döktüğünüz gözyaşı miktarının zerre önemi yok çünkü hayat aldığını geri vermeyecek. (ama size yemin ederim o kadar çok üzüldüm ki, şu sol tarafım eridi sandım.) Nasıl da kurnazca oynadı oyunu öyle değil mi? Ben de bu şekilde kaybettim işte. Evet bir şeyler kaybettim ama çok şeyler öğrendim. Düştüğümde ayağa kalkmayı, ayağa kalktığımda bir daha iteceklerini ve bir daha ayağa kalkmayı öğrendim. Güçlü olmayı, üzüntümü gizlemeyi, kim giderse gitsin yoluma devam etmeyi öğrendim.
Öğrendim, insanlar her zaman kazanmıyormuş, iyi olmanın kötü olmanın, sarı saçlı, kara gözlü olmanın kazanmakla kaybetmekle alakası yokmuş. Sırası gelince herkes kaybediyormuş. Ve aslında her kaybediş bir şeyler öğretiyormuş insana. John Maxwell'in bir sözü ile bitirelim o zaman: Bazen kazanırsın, bazen öğrenirsin.


29 Haziran 2014 Pazar

en sevdiğin yemeği pişirdim,en sevdiğin elbisemi giydim,nasıl seviyorsan öyle topladım saçlarımı. 
dağınıklıktan pek hazetmezsin her yeri temizledim.
sulamaya üşendiğin çiçekleri suladım. 
çay sorun değil hemencik demlerim.
soru sorulmasından pek hoşlanmazsın bilirim fakat,ne zaman geleceksin?

28 Haziran 2014 Cumartesi

Merhaba, bir önceki yazımda bahsetmiştim. Zor günler geçiriyorum. Ama bugün daha iyiyim. (Ah! ne  gariptir ki "iyiyim" demeye korkuyorum.) İyiyim çünkü bazı şeyleri fark ettim. Gelin fark ettiğim mevzulardan konuşalım.
Hepimizin hayatında "iyi de ben şimdi ne yapacağım?"  dediği zamanlar olmuştur. Çaresiz kaldığı, hatta abartırsak sabahın olmasını istemediği zamanlar bile olmuştur. Çünkü kendini o kadar kötü hisseder ki, yeni güne başlayacak gücü olmadığı düşünür. Bunları düşündüm mü? Evet düşündüm. Sonra oturdum  başka şeyler düşündüm, evet şuan zor günler geçiriyorum ama geçecek, evet ben çok üzgünüm karşı taraf umursamıyor yine geçecek. Bazı şeyler insanın kendi elinde. Ben sorunu problemi düşünmezsem niye benim için önemli olsun ki? Demek istediğim bazı şeyleri düşünerek önemli haline getirip kendimizi boşuna hırpalıyoruz. Bunu fark ettiğim an düşünmemeye çalıştım, zihnimden kovmaya uzaklaştırmaya çalıştım. İlk başlarda başarısız oldum. O kadar güçlü bir duygu ki, ben bastırmaya çalıştıkça "hey ben buradayım!" diye yüzsüz yüzsüz bağırıyor. Sonra yavaş yavaş düşünmemeyi başardım işte. Tabii hala aklıma geliyor ve üzüyor o ayrı. Daha sonra umursamamaya karar verdim, öyle ya karşı tarafın umrunda değilim, onun için çoktan bitmişim.Evde oturup ağlasam ne fayda adam koşarak uzaklaşmış... Daha sonra da "başka biriyle olursa dayanamam, kaldıramam" demek yerine "başka biriyle olursa çok üzülürüm ama bir şekilde atlatırım" demeye başladım. Hayat sizin, birileri için harcamaya değmeyecek kadar sizin çünkü.
Kimi zaman yaraları kendiniz sarmanız gerekir işte. Böyle zamanlarda güçlü olmaktan korkmayın. Hayat önce sınav yapıyor sonra ders veriyor diye boşa dememişler. Yaşayın, üzülün, dersinizi alın ve hayatınıza devam edin.
Şimdi ayağa kalkın ve o sümükleri silip yolunuza devam edin marş marş! :))
Bu arada Ramazan Ayınız mübarek olsun. :))

17 Haziran 2014 Salı

uzun zamandır yazamıyordum. okulun son haftası okulda birkaç işim vardı, kuzenimin düğünü falan da oldu. Kendimi yeni bilgisayar başına atabildim.
Koskoca bir eğitim yılını bitirdik geçtiğimiz hafta. Bu yıl sanırım biraz daha kendime geldim. Hayır demeyi öğrendim, evet çok basit gibi duruyor ama ben bu seneye kadar hayır diyemezdim. Memnun veya değilim hiç fark etmezdi, çocukluğumdan beri uyumluydum ama bu uyumluluk bazen kullanılıyordu. Bunu bile bile hala hayır diyemezdim, eve gelir kendimi kızardım, ertesi gün gene aynısı olurdu. Sonra kendime geldim ve hayır demeye başladım. Rahatsız olduğumda söyleyebiliyordum artık. Başlarda kalp kırıyormuşum, yanlış yapıyormuşum gibi geliyordu ama sonra normal olduğunu da anladım. Bazen kendimi herkesten uzaklaştırdım, istemedim kimseyi kendimle baş başa kalmak istedim. İhtiyacım vardı çünkü. Evet etrafımda birileri vardı, başta onları gerçekten seviyordum ama aradan 2-3 ay geçince hepsinin çıkar ilişkisi olduğunu anladım. Uzaklaştım, gittim, geldim. Birilerini kazandım, birilerini kaybettim.
Evet yalnız kaldım.
Evet çok düşündüm.
Ama  büyüdüm, çoğu şeyi anladım.
Sinirlendim, ağladım, güldüm, özledim, yoruldum, dinlendim.
Düştüm, tek başıma kalktım.
Ve mutlu muyum, evet!

8 Haziran 2014 Pazar

Hepimiz sabah kahvaltımızı yaptık ya da yapacağız.E dün de cumartesiydi,büyük ihtimalle yemeği içmeyi yine abarttık. O zaman bugün yediklerimizi eritelim!
Geçtiğimiz aylarda sporla ve diyetle 2 ayda 6 kilo verdim. Az gibi görünüyor ama sağlıklı bir biçimde verdim. siz de kilonuzdan şikayetçiyseniz kulak verin.
Öncelikle zayıflamak için değil de, sağlıklı olmak için çabalayalım. Yeme içme konusunda dilediğiniz her şeyi yiyebilirsiniz. Evet yanlış okumadınız。Canınız cips çekiyorsa satın almayın kendiniz az yağda kızartın ve sonra bunu eritmek için 1 saat yürüyün.
Sabah kahvaltısından başlayalım. Kesinlikle abartıldıği kadar önemli. SUMO GÜREŞÇİLERİNİN KİLO ALMAK İÇİN SABAH KAHVALTI YAPMADIĞINI BILIYOR MUYDUNUZ? Kahvaltı da dilediğinizi tüketebilirsiniz tabi sabah sabah çok ağır olmamak kaydıyla. Ekmekte kepekli veya tam buğdaylı tüketmeye çalışın. Yeşil çay için. Ara öğünde ise elma, salatalık, kuruyemiş vs tüketebilirsiniz. Öğle yemeğinde 1 bucuk dilim ekmekten öteye geçmeyelim aman dikkat! Gelelim akşam yemeğine kesinlikle saat 7den sonra yemek yemiyoruz! Yediysekte ertesi gün +1 saat daha spor yapıyoruz! Akşam yemeğinde ekmek yemezseniz harika olur. Lakin ekmeksiz olmaz diyorsanız 1 dilimden öteye geçmeyin.
Kısaca bu sekilde evde olmadığım için ayrıntılı yazamıyorum  :(
Gelelim spora "spor yapmaya üseniyorum"cular hemen şimdi bu mazareti kafanizdan silin! Spor yapan insan daha dinç olur,cildi daha güzel olur. Üstelik 20 yaşina geldiğinde çoğu yaşıtının problemi olan selülit, basen spor yapanın derdi falan olmaz! koşun yüyün dans edin ama durmayın!
Beraber başaracağız ve günlerimiz biraz daha çiçeklenecek :))

5 Haziran 2014 Perşembe


Kimin için nelerden vazgeçtiğinize dikkat edin. Samimi söylüyorum.  Öyle ya hayat sizin seçimleri de siz yaparsınız. Sevin, fedakarlık edin ama bu fedakarlık derecesi aptallık seviyesinde olmasın. Fedakarlık yaptığınızda "o da böyle bir şey olsa bana aynısını yapardı ehehe" diye düşünüp ağzınızı kulaklarınıza yollayabilirsiniz.  Karşıdaki kişiyle aranızdaki sorunların çözüleceğini falan da düşünebilirsiniz. Çok güzel şimdi sakince az önce kulaklarınıza yolladığınız ağzı yerine koyun. Üzgünüm, herkes sizin gibi değil ve yine üzgünüm iyilik yaptığınızda kazanan siz olmayacaksınız. Herkesi sizin gibi sandığınızdan dolayı  iyilik ettiğinizde iyilik bulacaksınız sanıyorsunuz. Bulamayınca da hayal kırıklığına uğrayan sol tarafta egemen kırmızı şey kırılıveriyor. Sonrası üzüntü.
Hayal kırıklığına uğramaktan yoruldum, bu konuyla ilgilenir misin Allah'ım?

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Bazen bazı soruları soramayız. Çünkü cevabından korkarız. Aslında cevabını zaten biliyoruzdur ama birinin onu dile getirmesinden korkarız. Siz korkmayın. korkmazsaniz belki soracak, gerçeklerle yüzleşecek ve bi hikayenin daha sonuna geleceksiniz fakat en azindan gercek olanı yaşayacaksınız. Acı çekmekten korkmayın. Üzüldükçe güçleneceksiniz. Güçlendikçe kendi kendinize yetmeyi öğrenecek ve daha huzurlu olacaksınız. Korkmayın. Yaralarızı üflerken ıslık çalmayı öğreceksiniz. Korkmayin.


Not:Sütünüzü içmeden uyumayın efenim! Faydaları say say bitmez çünkü.

24 Mayıs 2014 Cumartesi

11 senedir öğrenciyim. Oku oku bitiremedim. Ki öğrencilik hayatımın okkalı tokatını seneye yiyeceğim. Malumunuz lise son sınıf olacağım yani üniversite sınavı. Ygs lys derken 1 sene boyunca canım çıkacak. Neyse ki pek stresli biri değilimdir. Girdiğim sınavlarda öyle aşırı bi heyecan yapmadım. Öğrencilik hayatım boyunca da hiç öyle dersleri takmayıp anne babamın emeklerini çöpe atmadım. Yine atmayacağım.
Bu yazım biraz daha yaşıtlarım için olacak sanırım.
Okulda, dershanede seneye gireceğimiz sınav için şimdiden stres yapan öğrenciler görüyorum. Sayın okuyucu eğer sen de onlardan biriysen yazacaklarımı okuyuver. Öncelikle stres yapmaya gerçekten gerek yok. Sorunumuz belli çözümümüz belli. Sorun, bizi bekleye sınav. Çözüm ise biziz. İnsanın isterse kafasına koyarsa yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Oturup düzenli bir şekilde çalıştıktan sonra neden istediğimiz puanı
almayalım ki?
Matematik ah şu bizi okuldan soğutan canı çıkasıca ders! Eğer siz de benim gibi bu dersle yıllardır küsseniz, barışmak zorundasınız çiçekler :( Kafanızda büyütmeyin size matematik anlatacak birilerini bulun ve 3 ayda ygs konularını halledin. Dershaneler açık olur yazın nöbetçi öğretmenler falan oluyor. Üşenmeyin dershaneye gidin sorularınızı sorun. Hem pek öğrenci uğramaz zaten yazın dolayısıyla rahat rahat soru çözümü yaptırabilirsiniz. Haftada sadece 2 gün uğrasanız bile yeter. Yazın hava çok sıcak olacağından dolayı gündüzleri pek çalışma taraftarı değilim ben. Gündüzleri denize girin, havuza gidin. Akşam yemek yedikten sonra da çalışmaya başlarsanız daha güzel olur. İlk önce bir buçuk saatle başlayın, sonra iki buçuğa, sonra 3 saate çıkarın çalışma sürelerinizi. 4 saate kadar yolu var ama 4'ten sonrasını pek tavsiye etmiyorum. Bol bol Türkçe çözün hele matematikte sorununuz varsa... Eksik konularınızı tekrar edin. Sıkmayın kendinizi rahat olun. Önünüze hedefler koyun. "20 net yapacağım" diyerek başlayın mesela. Daha sonra 25 sonra 30a yükseltmeye çalışın. Düzenli çalıştığınız taktirde sınavın ağzını burnunu kırarsınız
Bu kadar tavsiye yeter efenim, gerisi size kalmış umarım bir şeyler verebilmişimdir.
Şimdi beni bekleyen bir çeviri ve 10 tane sınavım var ayrıca 3 tane de ödevim. Size çiçekli günler ve başarılar diliyorum ve yazıyı da bırakıp kaçıyorum :))

19 Mayıs 2014 Pazartesi

Aslında bugüne negatif başlamıştım. Uyandığımda odama giren güneş bile sinirimi bozmuştu. Ilık suyumu içip balkona çıktım. Bahçedeki erik ağacındaki 3-5 eriği fark ettim, daha sonra muşmula ağacını onunla birlikte kıpkırmızı güllerin beni selamladığını, biraz daha kafamı kaldırdığımda ise güneşin bana göz kırptığını fark ettim
Komşumuz, aynı zamanda da bakkalımız olan Nuri Amcanın minik kızı çoktan ip atlamaya başlamıştı bile. Muhtemelen birazdan babasından çikolata aşırmaya çalışırken yakalanacak ve bisikletiyle hızla uzaklaşacak ve 1-2 saat sonra geriye dönecekti. Tüm bunları düşünürken gülümsediğimi fark ettim. Zor değil efenim, mutluluk hiç zor değil. Nasıl baktığınla alakalı biraz, hep önüne ya da hep arkana bakmadığında fark ediyorsun. Her yöne bakacaksın, bazen sağa, bazen sola, bazen önüne, bazen arkana bazen de yukarıya. (Fazla seyre dalıp düşmekte yok tabi!)
Kısacası mutluluk bazen bir erik ağacında, bazen küçük bir kız çocuğunun tatlı telaşında.
İyi seyirler, çiçekli günler. :)
)

18 Mayıs 2014 Pazar

Ülkemiz çok zor günlerden geçiyor. Özellikle de yüzlerce işçimizi kaybettiğimiz Soma Olayı hepimizin içini yaktı. Bu yazımda onlardan bahsedeceğim sayın okuyucular, yüreği güzel insanlardan.
13 Mayıs Soma Maden Ocağı patlamasında 301 işçi hayatını kaybetti. YANLIŞ!  Ölü sayısı 301 değil. o 301 kişinin karıları olsa, bide ikişer çocukları ardından bir de anneleri babaları işte gerçek ölü sayısı bu kadardır. İçim acıyor be. televizyonda ağlayan nineleri gördükçe gözlerim doluyor, ağlayan eşler, "babam nerede anne?" diyen çocuklar, ya da her şeyin farkında olup mezar başında ağlayan çocuklar gördükçe zorlanıyorum ağlamamak için.
Maden Ocağının denetimi en son 2007 yılında yapılmış diyeni de var, tüm kontroller yapılmıştı, ihmal falan yok diyenler de var. 301 hayat bittiğine göre  ortada bir hata var. fakat bu saatten sonra benim eleştirmeye, laf söylemeye halim yok. çok üzgünüm herkes gibi...
Burada özür dilemek istiyorum. Çocuklardan dileyeceğim özür.
Üzgünüm çocuk, çok üzgünüm. Yarın sabah uyandığımda seni ve babanı hatırlamadan güne başlayacağım için üzgünüm. Burada yazılanlara çizilenlere sakın bakma sen. Herkes bir şeyler der böyle zamanlarda. Biz seni anlayamayız. Çok konuşuruz hep konuşuruz ama  icraata gelince sıfırızdır. Bir tweet favorilere eklemekten öteye gidemedik ki hiç. Sen kendini kurtar çocuk. Senin baban kahraman unutma unutturma da.
Özür dilerim çocuk herkes adına özür dilerim.
sanırım ne yazacağımı bimiyorum. neden blog açtığımı da bilmiyorum ben galiba. 17 yaşında sıradan bi genç kızım efenim. Asosyal, girişimci olmayan insanlar olur ya böyle pısırık da denir heh işte o benim.