Şu 3 yıl içerisinde hayatıma güzel insanlar girdi. İçlerinden birkaç tanesinin yüreği o kadar güzeldi ki, "ben onları kazanmak için ne yaptım?" diye sorgulayıp teşekkür ederdim Allah'a. Birbirinden güzel dostluklar, bir sürü gülümseten anı kazandım. Birlik olmayı öğrendim, fedakarlık etmeyi, birileri için bazı şeylerden vazgeçmeyi öğrendim. Sonsuz güveni, koşulsuz sevmeyi öğrendim. En önemlisi de, bir insanı mutlu etmenin verdiği şekerli hissi tattım. Fakat artık sıram gelmişti, sınav verme zamanı benimdi. "Öğrendim" diye dolanıp duruyordum ama hayat acımasız, insanlara bir şeyleri bu kadar kolay öğretmiyor ki..
Hiç beklemediğim anda kaybettim. En büyük kazancımı kaybettim, en büyük sevincimi.. Hayat işte görüyorsunuz, önce size hediyeyi veriyor yüzünüzü güldürüyor. "Hıh tamam oldu! Aradığım buydu" diyorsunuz, onunla gülüyor, eğleniyor, ağlıyorsunuz. Alıştırıyor iyice. Peki sonra? Sonra onu öyle bi' zamanda alıyor ki elinizden, dur demeye vakit olmuyor. Arkasından döktüğünüz gözyaşı miktarının zerre önemi yok çünkü hayat aldığını geri vermeyecek. (ama size yemin ederim o kadar çok üzüldüm ki, şu sol tarafım eridi sandım.) Nasıl da kurnazca oynadı oyunu öyle değil mi? Ben de bu şekilde kaybettim işte. Evet bir şeyler kaybettim ama çok şeyler öğrendim. Düştüğümde ayağa kalkmayı, ayağa kalktığımda bir daha iteceklerini ve bir daha ayağa kalkmayı öğrendim. Güçlü olmayı, üzüntümü gizlemeyi, kim giderse gitsin yoluma devam etmeyi öğrendim.
Öğrendim, insanlar her zaman kazanmıyormuş, iyi olmanın kötü olmanın, sarı saçlı, kara gözlü olmanın kazanmakla kaybetmekle alakası yokmuş. Sırası gelince herkes kaybediyormuş. Ve aslında her kaybediş bir şeyler öğretiyormuş insana. John Maxwell'in bir sözü ile bitirelim o zaman: Bazen kazanırsın, bazen öğrenirsin.
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder